Marka Şehir Efsanesini Ben Yazmadım! 1 4

 

Marka Şehir Efsanesini Ben Yazmadım!

Markalaşma en çok hangi şehirlerde olmalıdır? İstanbul mu? Milano mu? Paris mi? Bir soru daha, ‘bu şehirlerden hangisi globalleşen dünyada markalaşma konusunda daha önde?’. Cevabı dünya insanlarının aklında oluşturulan imajlar değil midir? Moda şehri Milano, romantizmin başkenti Paris, Cannes film festivali… Türkiye’nin adını bilmeyen yabancı insanların, yalnızca İstanbul dendiğinde, boğaz, şiş kebap diye saymaya koyulduğunu duymuşsunuzdur. 

Başta İstanbul olmak üzere şehirlerimizin sahip olduğu markalaşma imajı oluşturulmalı. Ülke ekonomisine getirisi olabilecek, istihdamı artıracak, kabul görebilecek bilinçli ve  stratejik bir markalaşma süreci başlatılmalı. Bu süreci zorunlu birkaç projeyle birlikte yürütmek gerekir. Böylece şehirlerimizin ekonomik ya da kültürel anlamda kazançlı bir yöne ilerlemesini sağlamış oluruz. Bu bilince sahip olduğumuz sürece, şehir algısını yönetmek de, beslemek de daha kolay hale gelir. 

Peki, bir şehrin marka değerini neler belirler? Sahip olduğu tarihi mi? Tarih eserleri mi? Dört mevsim sahip olduğu güzel iklimi mi? Yoksa coğrafik konumu mu? Gelişmişlik düzeyi mi?… Kriterlerin sayısını artırmak mümkün... Ama marka şehrimiz İstanbul bu kriterlerin çoğuna sahip olmasına rağmen yukarıda adı geçen şehirlerden önde olduğu söylenemez. 

Farklı bölgelerdeki farklı şehirlerin oluşturduğu ülkenin, homojen bir yapıya sahip olmaması; farklı iklimlere, farklı şehirlerinde farklı sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel altyapılara sahip olmasındandır. Bundan dolayı ülkelere burada düşen en büyük görev şehirlerinin markalaşmasının önünü açmak ve markalaşan şehirlerin ülke ekonomisine katkısını arttırmak için doğru politikalar üretmek olarak görünüyor. 

Elbette marka şehir olabilmek basit bir süreç değildir. Şehirlerimizin, bir ürün gibi cicili bicili jelatinlere sarılıp, yoğun reklam teknikleriyle satışı yapılamaz. Yani şehir markalaşması bir ürün gibi sadece reklama bağlı değildir.

Şehirlerimizin, markalaşmasını sağlamak tabii ki uzun soluklu, emek, sabır ve yatırım gerektirir. Tüm çalışmaları da belirli bir strateji içinde olmalıdır. Marka olma yolunda, farklılıklarınızın farkına varıp ya da yeni farklılıklar oluşturup bunların da doğru şekilde aktarılması gerekiyor. Zihinlerde oluşturduğunuz farkı, gerçek hayatta da yansıtabilirseniz, o zaman algıda güçlenip yavaşça markalaşmaya başlıyorsunuz.

Ülkemiz konumundan dolayı büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Zengin mozaiğimizin olması, çoğu kentimizin farklı kitlelere hitap edebileceği birçok kültürel birikime sahip olması; bizi marka şehir konusunda önemli bir yere de oturtmaktadır. Diğer markalaşan şehirlerin bu doğrultuda kullandıkları yöntemleri de örnek alarak marka şehir olmayı başarabileceğimizi unutmayalım.

Yazımın başlığına dönecek olursak, efsane; halkın hayal gücüyle yarattığı, nesilden nesile geçen olaylardır. Ya da efsane, yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öykülerdir. Efsanelerde anlatılan olaylar ve yerler çoğu zaman gerçekdışı olaylardan oluşur. Bizim İstanbul gibi efsane olmayan gerçek bir değerimiz varken, şehir efsanelerine ne gerek var!

 

Yazar : Nasuhi Öztürk

Facebookda Paylaş

Diğer Marka Konuları