Fotoğraf Sanatçısı / Ali Rıza AKALIN 4 7

dulcolax

dulcolax theworks.eu

mixing ibuprofen and weed

mixing ibuprofen and weed open

mixing xanax and weed

mixing adderall and weed

Fotoğraf Sanatçısı / Ali Rıza AKALIN

1946 yılında Ankara’da doğdu. 1977 yılında fotoğrafa başladı. 1978 yılından bu yana AFSAD üyesi. 1980 ve 1997 yıllarındaki başkanlık da dahil olmak üzere AFSAD yönetiminde görev aldı.

İlk kişisel sergisi: YIĞILMALAR 'ı, 1988 yılında Adana’da gerçekleştirdi. Bunu Ankara’da 

“YIĞILMALAR” 1992, “BİR MEKAN BİRKAÇ TANIDIK YÜZ” 1996, “CAM GÖZLER” 1997 izledi. Daha sonra 1998’de Adana’da “ÇEŞİTLEMELER” ve 2000 yılında Mersin’de “10x15 LER” adlı sergilerini izlenime sundu. 

Yurtdışında ise “FACE OF TURKEY” (ABD), “TURKEY ICH LIEBE DICH” (D), “BIENNIAL 16.”(SW) karma sergilerinde yer aldı. 

Fotoğrafları yurt içinde yayın organlarında ve kataloglarında yer aldı. “Photoamateur 4/1985” (SW) dergisinde portfoliosu yayınlandı. “Objektif 79/1988”(B), “Türkiye’de Fotoğraf 11/199” (TR) albümlerinde yer aldı. 

Barış ve sağlık” (1986), “Doğa” (1989), “Arabesk” (1991), “Devlet Fotoğraf Ödülü” (1996) gibi ödül kazanımları bulunmaktadır. 

Son dönem fotoğraflarını; renkli fotoğraf baskısı dalında, vazelin sıvama tekniği ile ve “resim”e gönderme yapmak düşüncesi ile oluşturmaktadır. 

Fotoğrafla tanışmanız nasıl oldu? Sizin için fotoğraf neyi ifade eder?

Yakın akrabalarımın içinde fotoğraf çekenler vardı. Ancak, benim fotoğraf ile ilgim onlara model olmaktan öteye geçememişti…

Bir nedenle 1 yıl başka kentte yaşadım. Ankara’ya döndüğümde ise, bir yabancılaşma, bir yalnızlık duygusu sardı beni. Bu atmosferde ve hiç düşünmediğim bir anda, elime tutuşturulan yeni yetme bir makine beni fotoğraf ile tanıştırıp, hayatımın merkezine oturdu.

İlk bir yılım; düşe –kalka, yaza-boza, kıra-yapıştıra yani bilinçsizce fotoğraf çekimi ile geçti. Ne zaman ki AFSAD üyesi oldum, fotoğrafı tanıdım ve öğrendim.

Bugün, aralıksız ve yoğun bir biçimde sürdürdüğüm fotoğraf yaşamımda, geldiğim nokta’ya bakarak fotoğrafın benim için: HAYATIMIN İZDÜŞÜMÜ olduğunu söyleyebilirim.

Geçmiş yıllarda 2 kez AFSAD dernek başkanlığı yapmış bir fotoğrafçı olarak, fotoğraf derneklerinin gelişimi ve faaliyetleri hakkında neler söylemek istersiniz? Sizce derneklerin rolü nasıl olmalıdır?

Matbaa bulunuşundan 300 yıl sonra ülkemizde kullanılmaya başlanmış olmasına karşın, fotoğraf 19 Ağustos 1839’daki tescilinden hemen sonra toplumun hayatına girmiştir.

O günlerden başlayıp bugünlere gelene kadar fotoğrafın yaygınlaşması ve yetkinleşmesinde fotoğraf derneklerinin çok önemli katkısı olmuştur ve katkı devam etmektedir.

Üniversitelerdeki fotoğraf eğitiminin ilk kadroları derneklerde yetişen üyelerden oluşmuştur.

Bugün Bursa’daki derneğimiz, uluslar arası fotoğraf festivali düzenlemektedir.

AFSAD belli periyotlarda ve bir konu başlığı altında gerçekleştirdiği sempozyumlarla, fotoğrafa üst düzeyli kazanımlar sağlamaktadır.

Devlet Fotoğraf Yarışması; derneklerimizin oluşturduğu ivme sonucunda bir gereklilik olarak yapılmaktadır.

Hemen her derneğimizin, en temel katkısı: fotoğrafın temel bilgilerinin öğretildiği kurslardır. Bu, son dönemde hemen her yaş ve meslek grubuna sunulan bir sosyal ortamdır.

Sayıları giderek, artan derneklerimiz bugün, bir üst organizasyonları olan Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nu kurmuş bulunmaktadırlar.

Kimi çevrelerce, yetersiz bulunan dernek etkinliklerinin; salt kendi imkanları ile gerçekleştirildiği bilinmelidir.

Ancak, elbette ki gelişme, katkı gibi değerlerin statik olması beklenemez. Çok ciddi değişim geçiren fotoğrafın bu yeni yapısına paralel olarak derneklerin de değişmesi gerekmekte. Eğitimin dışında ve özellikle yayın ve sergi boyutu geliştirilip, niteliği arttırılmalıdır.

Fotoğrafçılık hayatınızda iki kısım olduğu görülüyor 1999 öncesi ve 1999 sonrası dönem…  Meslek hayatınızın iki ayrı kısmı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler söylemek istersiniz bu iki süreç hakkında?

Evet, saptamanız doğru. Gerçekten de fotoğraf hayatımda 1999 öncesi ve sonrası gibi iki dönemim var.

1978 yılında üye olduğum AFSAD, fotoğrafı: günümüzü belgelemek, geleceğe aktarmak, amacıyla kurulmuş ve bu ilkeyi hayata geçirmek doğrultusunda; öncü ve etkin faaliyetler gerçekleştirmiştir. Bu yapının içinde olan bir birey olarak, ben de hayatın içinden –doğrudan- belgesel tarzda fotoğraflar çektim.

Daha bireysel işler yaparak ulaştığım düzeyi görmek, biraz daha sanatsal ağırlığı olan işler üretmek ve de teknik açıdan deneysel, fotoğraflar yapma isteğim ağır bastı. Bu doğrultuda çalışmaya başlarken, kendime; Resim sanatını ve özellikle resmin oluşturuluş biçimlerini örnek aldım.

Böylece resimsel foto gravür, foto kolaj, foto pentür gibi başlıkları olan fotoğraflar yapmaktayım.

35 yıldır fotoğrafçılık yapıyorsunuz; günümüzde fotoğrafın giderek dijitalleşmesi konusunda görüşleriniz nelerdir?

19 Ağustos 1839’dan sonra geçen 150 yıl civarındaki süre bir sanat dalı için genç bir yaştır.

Elbette ki, teknolojiyi reddetmek gibi bir düşüncem olmamasına karşın, dijital fotoğrafın, biraz erken gelmiş olduğunu düşünüyorum. Zira fotoğraf malzemelerinin (film, kağıt) yüzeyinde insan tarafından yapılacak denemeler, irdelemeler eksik kalmıştır. Öte yandan klasik, diye tanımlayacağımız zamanda, fotoğraf alanında var olan birçok firma da hazırlıksız yakalanmış olacaklar ki; bugün birçoğu yok ya da ortaklıklarla ayakta durmaya çalışıyorlar.

Ancak, bütün bunlara karşın dijital fotoğraf bir devrimdir.

Nicel olarak müthiş bir patlamaya neden olmuş, büyük sosyal bir yapı oluşturmuştur. Birçok kişi, dijital fotoğraf aracılığı ile gizil gücünü keşfetmiştir.

Her ne kadar, nitelik olarak çok da yetkin durumda değilse de kaçınılmaz bir gelişme görülecektir.

Belki de bu teknolojiyi, kendisini fotoğraf olarak tanımlamaktan çok dijital imaj gibi farklı bir kulvar da oluşturabilir. Bu durumun, sanat dünyasını zenginleştireceği kaçınılmazdır.

Farklı alanlarda birçok çalışmanız var; Televizyon programı, belgesel, 2007 yılında yayınlanan bir kitap, fotoğraf kursu, atölye eğitmenliği, fotoğraf yazıları vb gibi… dolu dolu bir meslek hayatınız var. Bu kadar çok alanda üretim yapmanın sizi zorladığı tarafları oldu mu? Varsa bizimle paylaşır mısınız?

Evet gerçekten de, fotoğrafın birçok alanında uğraş veriyorum. Bu durum elbette ki zaman, zaman zorlayıcı bir ortam yaratabiliyor.

Yine de bütün bu uğraşlar bir anda oluşmadıkları, zamanın getirdiği deneyim ve bilgi birikimiyle kademeli bir şekilde çeşitlendiği için sürekli bir sıkıntı söz konusu değil.

Kaldı ki; geleceğe miras bırakmak adına, paylaşmak adına, kendimizi geliştirmek adına yapmamız gereken işlerdir.

Ayrıca, çok tad aldığımız bir işi yaparken severek ve hatta biraz da bencilce tatmin duygusunu yaşadığımız için yorgunluğu zorluğu hep geçicidir.

Son olarak TR’de MARKA okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Fotoğraf: öğrenilebilir bir sanat dalıdır. Kendinizin dahi farkında olmadığınız yetinizi ortaya çıkarabilir. Bu alanda var olacaksanız: temel bilgiler eğitimi alın.

Bir fotoğrafın; önce ışığın, sonra insanın, son olarak da makinenin ürünü olduğunu bilin. Boş zamanda değil, ayırdığınız zamanda fotoğraf çekin. Diğer sanat dallarını da izleyin ve azıcık felsefeye bulaşın.

Her önünüze gelene değil, bildiğiniz güvendiğiniz, beğendiğiniz bir ustayı danışman olarak belirleyip sürekli görüş/eleştiri alın.

Zaman içinde, giderek fotoğrafı çekerken, bir düşünsel zemin oturtun.

Tek tek güzel, fotoğraf çekmek yerine bütünlüğü olan seriler yapmak doğrultusunda kendinizi zorlayın. Birde sağlığınıza dikkat edin. Eeee daha ne diyeyim… Sağlıcakla kalın.

Yazar : TR'de MARKA Röportaj

Facebookda Paylaş

Diğer Tasarım Konuları