İzgören Akademi/ Ahmet Şerif İZGÖREN 2 2

İzgören Akademi/ Ahmet Şerif İZGÖREN

Yurtdışından kopyalanmış, sadece teoriden bahseden, pratik uygulamaları kapsamayan, kurumların ve bireylerin ihtiyaçlarını karşılamayan, sıkıcı eğitimleri bir kenara bırakın... İzgören Akademi ülke şartlarını göz önünde bulundurmayan içerikler yerine; özgün, sadece teorik değil aynı zamanda pratik uygulamalara da yönelik, ihtiyaçlara cevap verebilen, eğlenceli, interaktif ve ihtiyaca yönelik seminer uygulamalarıyla beklediğinizden çok daha fazlasını sunmayı hedefliyor. Tabiî ki tüm bu yaklaşımların mimarı Ahmet Şerif İzgören… İzgören Akademinin Marka değerini oluşturan unsurları kendisinden dinledik…

Birleşmiş milletlerin diplomatlarına yer veren, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da bu kalitede tek eğitim merkezi konumunda olan Academy International’in kurucusu olarak anılıyorsunuz. Kuleli Askeri Lisesi mezunu, öğretmen üsteğmenken ordudan ayrılmışsınız; bu dönemin etkilerinden sonra, marka olmaya kadar geçen süreci bizlerle paylaşır mısınız? 

Aslında ‘ben’ markalaşmamaya çalışan bir adamım. TRT yıllarca teklif getirdi, şu anda birçok kanal, program ve jüri üyeliği için çağırıyorlar. Benim markalaşmak gibi bir çabam yok. Bir noktadan sonra kitap yazmaya, İzgören Akademi bünyesinde konferanslar/seminerler vermeye başladık, bu arada da yazdığım kitaplar diğer dillere çevrilmeye başlamıştı.

Siz ‘ben’ markası yerine ‘İzgören Akademi’yi ve ekibinizi işaret etmeyi tercih ediyorsunuz. Peki ekibinize dâhil olacak kişilerin eğitimleri ne şekilde yürütülüyor?

İzgören Akademi bir Türk şirketi, toplam 6 şirket barındırıyor bünyesinde. Kurumlara, şirketlere seminer ve eğitimlere giden güçlü bir ekibimiz var. Onlara ilk kurulduğumuzda dışarıdan hoca bulup, eğitim aldırıyorduk; sonra bir eğitmen akademisi kurduk, şu an ise, iş adamı, doktor, avukat gibi birçok meslekten kişiler bu akademiye giriyor, akdademiye katılan bu kişiler eğitimlerden geçiyor ve eğitim vermeyi öğreniyorlar. Tamamen içeriden yetişiyorlar artık. Bu 3 aşamalı bir eğitim.Bütün eğitmenlerimizi birlikte yetiştiriyoruz. Biz şu anda bu röportajı yaparken, aşağıda ar-ge toplantısı başladı. Eğitmenler de kendi deneyimlerini, uzmanlık alanlarından bilgileri birbirlerine aktarıyorlar.

Başarılı, güvenilir markalar ya da bu yolda ilerlemeye emek veren şirketlere/kurumlara değerlerini korumaları için neler söylemek istersiniz?

‘Marka’ bir kurum için sahip olunması gereken 5 tane temel değer var. Bunlar bizim için inanılmaz önemli. Bizimle çalışan ekiplerin, kurumların mutlaka bunlara uyması gerekiyor.

Peki İzgören Akademi olarak bir ‘marka’ya destek vermeniz için, bu markanın sahip olması gereken kriterler nelerdir?

Önce ciddi detaylı bir analiz yapılıyor. Faydamız olmayacaksa ki birkaç kere de yaşadık bunu, direkt söylüyoruz “biz sizinle çalışmayacağız, bir faydamız olmaz” diye.

Bir marka ile Ortak noktada buluşamayacağınızı düşünmenizdeki en önemli etken nedir? Bir markayla çalışmama kararı almanızdaki sebepler nelerdir?

Fayda sağlayamayacağımızı söylememiz aslında temel olarak şu; biz hiç arkaya bakmadık. Mesela, siyasi partilerden talep gelirken, aramızda bunu tartıştık; partilere gittiğimizde kendi ilkelerimizle eğitim verebileceksek tamam dedik. Yani her grupta aynı örnekleri aynı kalitede verebiliyorsak tamamdır. Başka bir örnek verecek olursak, bir firmadan motivasyon eğitimi istediler. Firma ile ilgili analiz yaptık, gördük ki, buradaki çalışanların motivasyon dışında başka büyük bir sorunları var. Şirketteki asıl sorun kötü yönetim uygulamaları ve bu, çalışanların motivasyonunu düşürüyor. Biz çalışanları motive edeceğiz, işgüçlerini artırma yönünde tavsiyelerde bulunacağız, 2-3 ay sonra performansları yeniden düşecek. Bir toplantı yaptık yöneticilerle ve içeride yönetim uygulamalarının eksikliklerinden bahsettik. Kendilerinin bizden talep ettikleri eğitimin faydasının olmayacağını anlattık. Tepe yönetici kalktı dedi ki, “ ya biz biliyoruz yönetimin nasıl olduğunu, nasıl yürüdüğünü, siz verecekseniz alın size şu kadar para, eğitimi verin.” Ekibimizden değerli bir profesör de o toplantıdaydı, “eğitim verirsek paranızı boşuna almış oluruz, biz size eğitim vermek istemiyoruz” dedi. Şok oldular. Şimdi o kurum, o genel müdürle batmak üzereyken, genel müdürü görevden aldılar. Aile şirketiydi, aile yönetiyordu, biraz zor ve sıkıntılı oldu ama doğru noktayı yakaladılar. Benim açımdan çok iyi örneklerden birisi, dikkat etmeye çalıştığımız nokta faydalı olmak.

Girişimcilik ruhuyla hareket eden şirketler, kişiler için önerileriniz; seminerlerinizde üzerinde durduğunuz noktalar, markalarının duruşları konusundaki tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Küçük ve büyümeye çalışan ya da ilerlemesine ivme kazandırmak isteyen şirketlere bakıldığında çok önemli bir nokta var. Japonya’da kurulan küçük/büyük fark etmeksizin %25’i 3.kuşağa devrediliyor. Türkiye’deyse bu rakam %2. Girişimcilikle ilgili bir dert yok ama proje yönetimiyle ilgili ciddi bir sıkıntı/eksiklik var Türkiye’de. Onun dışında ortaklıkla kurulan şirketlerin %98’i 7.yılında batmış oluyor. Albert Einstein’ın güzel bir sözü var; “İyi bir teori kadar yararlı bir şey yoktur.” Kurumların teorileri ne, hedefleri ne onlara bakmak lazım. Biz 6 şirketiz, bunların tamamı ortaklı. Bizim yakaladığımız nokta şu; prensipler çok net. Yarın bu şirketten bir yönetici ya da ortak, şirketten ayrılsa sistemin yürüyor olması bence en önemlisi. Türkiye’de bir lider işi bıraktığında hatta hastalandığında, hani “öküz öldü, ortaklık bitti” misali dağılıyor şirketler. Önce sanırım kurumların o temel prensiplerini ve uygulayış biçimlerini iyi belirlemeleri gerekiyor.

Türkiye’de yönetim kademesindeki gözünüze takılan sorunlardan bahsedelim biraz…

Bizde yönetim kurulu toplantılarında sırf finans raporu konuşulur, Oysa finans raporu geçmişin aynasıdır, geçen sene ne yaptığının aynasıdır. Bizce olması gereken, bir 10-15 dk. bakarsın ve bitirirsin finans raporunu. Geriye kalan zamanda gelecek planlaması yapılmalı, şimdilerde ‘innovasyon’ diyorlar; çalıştığımız firmalardan biri ‘ticat’ diyor mesela, ticaretle icadın birleşiminden. Bir kurumda ilerlemede herkesin payı vardır, bunu sağlamak için iki şeyin psikolojisini iyi oturtmalıyız sistemimize:

Birincisi, nasıl daha iyi olabiliriz? İkincisi, bir şeyle ilgili kafa yorup ‘şunu şöyle ya da böyle, yaparız’ demek. Biraz önce 2-2,5 saatlik bir toplantıdan çıktım. Önce 1 saat bizimle çalışıp daha sonra Amerika’ya giden Aslı diye bir arkadaşımız var, o bize oyun teorisi (Game Theory) üzerine eğitim verdi. Sonra 1,5 saat kadar bölge müdürü bir arkadaşımız ve yöneticilerimiz toplandık ve “bunu nasıl yaparız, nasıl geliştiririz” diye konuştuk. Özetle, geçmişten çok ileriye bakmakta yarar var.

Yüzünüz ve vücudunuz şirketinizin/markanızın vitrinidir noktasında vücut dilini kullanmak konusunda neler söylersiniz?

Vücut diliyle ilgili çok şey anlatmayayım. Benim anlatacaklarım yerine bir kitap alıp okurlar, çatır çatır öğrenirler. Oradaki ana nokta, beden dilinden diğer alanlara, kurumların her konuda bilgi yatırımı yapması olmalıdır. Bursa’da Mesut Yılmaz diye bir avukat var. “Bana bir kitapla gelin, okuduğunuzu söyleyin, kitap başı 20 TL vereceğim” diyor. Baktığınızda çok enayice bir uygulama ‘aman hocam sizi kandırırlar, okudum der okumazlar, ne yapıyorsunuz siz’ diyor herkes. Mesut Bey bugün, “aradan 2 yıl geçti, çay ocağındaki insanların konuşması değişti” diyor. Avukatlar genelde bir asistan bir avukat olmak üzere 2 kişi çalışır. Mesut Bey’in şimdi 40 çalışanı var. Tek yaptığı bilgiye yatırım yapmak oldu.

Bu ülkede bilgiye yatırım yapılmıyor. İzgören Akademi bütün ekibiyle, çaycısından sekreterine bilgiyle işin içindedir. Bunun değerli olan bölümü şu, 3bcozumler.com diye bir sitemiz var. Philip Morris tüm satıcılarını orada eğitiyor. İsviçre’den Amerika’ya insanlar bu siteye girip çok uygun fiyatlara eğitim alıyorlar. Biz o eğitimleri çay ocağımızdaki Taner arkadaşımızın fikriyle bulduk. Bir gün, “videoya çekelim hocaları, bunları dünyaya satalım.”dedi. Önce kasetli eğitim, sonra projenin adı videolu eğitim, DVD’li eğitim ve son olarak da 3b’li çözümler olarak değişti.

Dünyanın her yanından girip eğitimler alıyorlar, parası direkt kuruma aktarılıyor. Geçenlerde Taner’imiz Bilkent Üniversitesi’nde konferans verdi. 2500 konferans verdim, bu kadar heyecanlandığımızı hatırlamıyorum. Hepimiz gururdan coştuk. Ümit Çıkrıkçı da başka bir gurur veren örneğimizdir. Çay ocağında Taner’den önceki elemandı. Askere giderken bazı kitaplar verdim okuması için, döndüğünde hala o ışıl ışıl gözleriyle Ümit’i yayınevinin satışına getirelim dedik. Onun için zaman gelmişti. Şimdi, Ümit’imiz Kripto yayınevinde yönetim kurulu başkanı, gayet de başarılı ilerliyor.

Bu ülkede bilgiye yatırım yapılmıyor.

İzgören Akademi bütün ekibiyle, çaycısından sekreterine bilgiyle işin içindedir. Bunun değerli olan bölümü şu, 3bcozumler.com diye bir sitemiz var. Philip Morris tüm satıcılarını orada eğitiyor. İsviçre’den Amerika’ya insanlar bu siteye girip çok uygun fiyatlara eğitim alıyorlar. Biz o eğitimleri çay ocağımızdaki Taner arkadaşımızın fikriyle bulduk. Bir gün, “videoya çekelim hocaları, bunları dünyaya satalım.”dedi. Önce kasetli eğitim, sonra projenin adı videolu eğitim, DVD’li eğitim ve son olarak da 3b’li çözümler olarak değişti. Dünyanın her yanından girip eğitimler alıyorlar, parası direkt kuruma aktarılıyor. Geçenlerde Taner’imiz Bilkent Üniversitesi’nde konferans verdi. 2500 konferans verdim, bu kadar heyecanlandığımızı hatırlamıyorum. Hepimiz gururdan coştuk. Ümit Çıkrıkçı da başka bir gurur veren örneğimizdir. Çay ocağında Taner’den önceki elemandı. Askere giderken bazı kitaplar verdim okuması için, döndüğünde hala o ışıl ışıl gözleriyle Ümit’i yayınevinin satışına getirelim dedik. Onun için zaman gelmişti. Şimdi, Ümit’imiz Kripto yayınevinde yönetim kurulu başkanı, gayet de başarılı ilerliyor.

İzgören Akademiyi aranılan bir eğitim kurumu yapan değerler arasında çaycıya bile çaycı deyip geçmemeniz de var. Her seferinde çaycılık yapan ‘Taner’, ‘Tanerimiz’ demeye özen gösteriyorsunuz. Bu da önemli bir mesaj. (Gülüyor)

 Hep iyi şeyler yok tabii bizim koşuşturmamızda da, sürüyle kötü şeyler de oluyor. O kadar çok hata yapıyoruz ki yönetici olarak; yıllarca o kadar çok arkadaşımın gönlünü kırmış, hatalar yapmış oluyorum ki… 1-1,5 yıl öğretebileceğin ne varsa kırmadan öğretmeye çalışırsın ve bütün bunların sonunda ümidimiz, iyi örneklerimizin, gülen yüzlerin kaybolmadan artmaya devam etmesi ve artmaya devam edecek olmasının hayali…

Yazar : TR'de MARKA Röportaj

Facebookda Paylaş

Diğer Tanıtım Konuları