O Markayı Ben Bilmiyorsam, O Kadar Para Etmez... 1 2

naltrexone where to buy

buy naltrexone online india paccketto.it where can i buy naltrexone online

naltrexone buy

buy naltrexone from trusted pharmacy link

lexapro weed

lexapro weed and alcohol

mixing zoloft and weed

mixing adderall and weed

viagra diskuze

viagra cena lekaren link

O Markayı Ben Bilmiyorsam, O Kadar Para Etmez...

Bugünlerde markayla ilgili verilen konferanslarda ve marka ile ilgili yazılarda, marka tanımını sıkça duymaya başladık. Bir ürünün ismi olan marka demek “marka ürün” anlamına gelmez. Marka deyince “branding” yani “markalaşma” düşüncesinden bahsedilmelidir. Bir ürünü, piyasada aynı özelliklere/kaliteye sahip rakip ürünler olmasına rağmen ederinden fazla paraya alabiliyorsanız o ürün “markalaşmış” demektir.

Marka, sizin üzerinizde, isminden daha ziyade duygusal bir etki bırakan ve bu duygusal etki sonucu ekstra para ödediğiniz üründür. Bu değeri yaratmak için de sürekli bir farklılık ortaya koymanız gerekli ve şarttır. Marka olmak demek illa da kalitenin ön planda olması demek değildir, algıda da önde olmak gerekir. iPhone ve iPad kulaklıkları denilince aklımıza sadece beyaz renk gelir. Apple markası bu kulaklıkları farklılık olsun diye yapmıştır.

Tüketici Apple markasının ürünlerini kullanırken görünen kısmı sadece kulaklıklar oluyor. Dolayısıyla artık herkes beyaz apple kulaklığını görünce, kulaklığı kullanan kişinin elinde, cebinde ya da çantasında hangi markayı taşıdığını biliyor. Algımız Apple’ı seçiyor.

Peki, marka/markalaşma nasıl olur dersek, ne tür bir cevap verilebilir acaba?

Uzmanlar tüketicinin beyninde bazı kilit noktaların varlığından söz ederler. Markalaşmak için de bu noktaların teker teker aşılması gerekir. Ama markalaşmanın ön koşulu marka yönetiminden geçer. Kötü yönetilen markaların fiyat politikası, rakipleriyle sürekli fiyat rekabetine girmek olur ki böylece işletmenin kar elde etmesi zora düşer. Piyasadaki rakiplerden, daha fazla fiyat düşürecek birileri mutlaka bulunur. Marka sürekli bu şekilde yarıştırılırsa iflas etmek de kaçınılmaz olur. Bazen indirimden gelen rekabetten dolayı zarar ettiğinizi bile fark edemeyebilirsiniz. Rekabet ettiğinizi düşünürken, iş işten geçmiş olabilir.

Kötü yönetilen markanın hedef kitlesi de her kesimden/ yaştan insanlardır. Belli bir kitleyi hedefleyerek çalışmak daha doğrudur. Herkesin davet edildiği bir düğünde siz kendinizi ne kadar özel hissedebilirsiniz? Bu tarz bir davetteki cüretkârlık markayı değersiz kılacaktır. Herkese seslenen markalar kimliksiz ve kişiliksiz kalır. Fakat spesifik bir çalışma yapılırsa, markayı tanımlı bir hedef kitleye konumlandırılır ve belirlenen kitlede marka başarılı olur. O kitleden etkilenen etraftaki kitle de markadan alışveriş yapmaya başlar. Tanımlı bir gruba seslenen markalar kimlik ve kişilik kazanır. Tabi bu, çok geniş kitleleri hedefleyen markalar başarılı olamayacak demek değildir. 

Yazar : Nasuhi Öztürk

Facebookda Paylaş

Diğer Marka Konuları