Düşeş Attım Mat Yaptım!/ Bülent KAÇMAZ 4 3

a-ret

a-ret iktforalla.se

prednisolon

prednisolon kol open

metoclopramid 10 mg

metoclopramid 10 mg metoclopramipris.website

Düşeş Attım Mat Yaptım! Bülent KAÇMAZ/ BARTÜRK A.Ş. Genel Müdürü

Akşam iş bitip de günün yorgunluğu insanın üstüne çökünce ne güzel ilaçtır tavla…

Dostlarla birlikte ahşap kasa içinde tahta pulları vurup kırarak bütün günün stresini atabilir insan. Hele bir de bir takım elbise kazanırsan o tavladan,  sanki yılın en güzel işini yapmışsın gibi mutlu olursun. Geçicidir tavla sevinci, kazandığın elbise de, yendiğin oyunun da etkisi uzun sürmez. Sabah işin stresine, ödemelere, çeklere, senetlere, gelen giden hesaplara bakana kadar sürer o tatlı mutluluk, o güzel heyecan…

Nasıl kırdım ama seni, al şu pulu eline, okullar tatil hadi sen biraz dinlen. İşte bu sözlerle oynanır tavla. Kıraathanenin içinde yankılanan sevinçle dolu kızdırmalar, delikanlı konuşmalar ve meydan okumalar…

Bir de satrancı düşünün; hiç ses çıkarmadan saatlerce oturabilen, dilleri yerine sadece beyinlerini kullanan, 2 insan, saatlerce otururlar kare oyunun etrafında. Satranç oynarken konuşana çok da güzel gözle bakmaz üstatlar. Çünkü kıraathane oyunu değildir satranç, düşünce, zekâ ve taktik oyunudur. Tavlada ise zekâ gerekmez, taktik ise zarların sağladığı imkândan öteye geçmez. 

İkisinin oynanacağı ortam da, oyuncuları da, düşünceleri de sonuçları da hatta ve hatta iddiaları da birbirinden farklıdır. Ben takım elbisesine satranç oynayan 2 insan henüz tanımadım. Kısaca idealleriniz ve sonunda kazanacaklarınız bile farklıdır.

Önemli olan da şudur: Tavla masasında tavla, satranç masasında satranç oynanır. Kıraathanede satranç sessizliğinde tavla oynarsan düşeceğin durumla, satranç oynarken rakibin kale sini oyundan men edince  “ohhh nasıl yedim ama kaleni” dediğinde düşeceğin durum aslında aynıdır.

İşte uluslararası politika ile iç politika arasındaki fark da tam bu şekildedir. Siyasilere baktığımızdaysa çok belirgin bir şekilde görülür ki tüm dünya siyasetçileri iç politikalarında tavla ağzı ile, dış politikada ise satranç zekası ile hareket ederler. İçerde vurup kırarlar, dökerler devirirler, dışarıda ise günlerce öncesinden belirlenen gündemler konuşulur, günlerce yapılan çalışmaların neticeleri üzerinde fikir birliğine varılır. Ne konuşulacağı da ne söyleneceği de kimin neyi nerede nasıl yapacağı da uluslararası nezaket ve bürokrasi kuralları ile belirlenmiş halde başlar müzakereler.

Bir satranç oyunudur dış politika. İşte o satranç masasında tavla dili kullanırsanız işler karışır. Karşınızdaki size cevap vermez. Veremez demiyorum vermez. Çünkü satranç oynamaya gelmiştir karşınızdaki. Sizinle aynı dili konuşmak kolay olsa da konuşmaz. Kendi taktikleri ile satranca devam eder. Siz de böbürlenebilirsiniz. “Vay be nasıl yerle bir ettim” dersiniz. Aslında yerle bir olan karşınızdaki değil, direk politikanızın kendisidir.

Lafın özünde “düşeş atıp mat yapabilirsiniz” ama düşeşle satrançta oyun kazanılamayacağı gibi mat yapmak için de şah çekmeniz gerektiğini bilmeniz gerekir.

İsrail-Türkiye ilişkileri uzun zamandır işte bu satranç-tavla çatışması kadar karmaşık bir sürecin içinde bulunuyor. Davos ‘ta biz düşeş atmıştık, Mavi Marmara’da İsrail dörtcar attı. Üstüne onlar dübeş atarak bizim büyükelçimizi alçak sandalyede oturtmuşlardı ki büyükelçilerinizi alın gidin diyerek bir çift daha attık. Koskoca uluslararası ilişkiler aldım verdim ben seni yendim noktasına geldi. 

Uluslararası politikayı işin uzmanlarına satranç tahtasında bırakıp, ben ilgili olduğum noktaya,  işin ekonomik boyutuna gelmek istiyorum.

Ticarette önemli olan müşteri ile ilişkileri sıkı tutmaktır; çünkü müşteri velinimettir. Her esnaf müşterisine daha iyi hizmet vermenin telaşındadır. Bir tekstil ihracatçısı olarak yıllardır yurtdışından gelen müşterilerimi hep en güzel şekilde ağırlamaya gayret ettim. Sarayları gezdirmekten tutun da boğazda onların sevdiği balık hangi mekândaysa o mekânda müşterilerimi ağırladım. Ama hiç tedarikçilerime saray gezdirmedim. Tedarikçilerim de hep beni ağırlamanın telaşını yaşadılar. Ben birine tedarikçi olduğum kadar başka birine de müşteriyim. Ticaret hayatı işte bu zincir halkasında, kimin müşteri kimin satıcı olduğu noktasında alttan alanı üste çıkanı belirler. 

Ülkelerde aslında ticaret yapan anonim şirketler gibi uluslararası ilişkilerini ticarette altta kalan olmadıkları ülkelere yukardan, müşterisi olan ülkelere karşı ise biraz daha alt tondan yaparlar. 

Türkiye son yıllarda kazandığı ekonomik ivme ile şu an Avrupa’da yaşanan krizden en az etkilenen ülke oldu. Hem bankacılık sektöründeki sağlamlık hem de heyecanlı iş dünyası sayesinde ekonomisi sağlam bir ülke konumuna yükseldik. Bu her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. Bizim de zayıf karnımız cari açığımız ve işsizlik rakamlarımız. Her ne kadar ekonomimiz çok güçlü desek de bunun vatandaşa yansıması noktasındaki en büyük göstergelerden biri olan işsizlik rakamları çok ta iç açıcı olamadı. Yani ekonomik düzelmeler henüz vatandaşa yansıyamadı. 2 adet zayıf noktamız da aslında tüm müşterilerimizi daha da fazla memnun edip daha fazla ihracat yapmamızı gerektiriyor. İhracat arttıkça hem cari açık sorununa hem de istihdam sorununa olumlu etkiler ortaya çıkacaktır. İşte bu noktadayken zaman daldaki kuşlardan çok eldeki kuşlara yönelme zamanıdır. Elimizdeki müşterileri küstürmemek, onları mutlu ederek daha fazla satış yapmak zorundayız. Bir yandan ekonomi yönetimimiz yeni pazarlar peşinde koşarken diğer yandan hepyek atıp eldeki müşterilerimizden olursak uğraşlar boşa gider, bir yandan yeni müşteriler kazanırken diğer yandan hazırdaki müşterileri kaybeder konuma geliriz. O da sürdürülemeyen bir ihracat artışı manasına gelir. Bir sene Ali en iyi müşterimizken diğer sene Veli en iyi müşterimiz olmamalı. Biz Ali’ den de Veli’ den de emin olup ondan sonra yeni müşteriler aramaya başlarsak daha önceki müşterilerden emin olarak onlar nasıl olsa hazırda var diye gönül rahatlığıyla yenilerini ekleyebiliriz. Gerçek artış bu şekilde olup, aksi takdirde gelen müşteri ancak gidenin boşluğunu doldurur o da bize ne cari açık noktasında ne de istihdam noktasında ek avantajlar sağlamaz. 

Değerli okurlar, unutmamamız gerekir ki uluslararası ekonomi, her ne kadar ayrı tutulmaya çalışılsa da uluslararası ilişkilerle çok yakından alakalıdır. Tekel olmadığınız sürece kesinlikle vazgeçilmez olamazsınız. Her şeyin bir alternatifi, her tedarikçinin bir rakibi, her satıcının daha iyi bir seçeneği mutlaka vardır. O yüzden düşeş atarak sadece arkadaşlarımızı kızdıralım, ama satranç masasında tavla oynamayalım…

Yazar :

Facebookda Paylaş

Diğer Tasarım Konuları