Ankara Ticaret Odası/ Salih BEZCİ 2 3

Ankara Ticaret Odası/ Salih BEZCİ 

Salih BEZCİ’yi Ankara Ticaret Odası Başkanı olmadan önce, Ankara’da Galleria, Armada, Panora gibi önemli alışveriş merkezlerinin yatırımcısı, binlerce konut ve işyeri projelerine imza atan ve 15 yıldır vergi rekortmenleri listesine giren başarılı iş adamı kimliği ile tanıyoruz. Bize kısaca Salih BEZCİ’yi tanıtır mısınız? 

Teşekkür ederim. Doğma büyüme Ankaralıyım. Annem ve babam Kızılcahamamlı… İlkokul yıllarımdan itibaren proje çizmeye meraklıydım. Gazetede resmini gördüğüm binaların planını çizerdim kendi kendime... Liseden sonra, çok arzu ettiğim Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Mimarlık Bölümü’ne girdim. Daha öğrenciyken çalışmaya başladım. İkinci sınıf öğrencisiyken Köy İşleri Bakanlığı’nda teknik ressam olarak işe girdim. 9 ay çalıştıktan sonra memurluğun bana göre olmadığını anlayıp ayrıldım. Sonra, babamın yanında çalışmaya başladım. O gün bugündür, 50 yıllık aile mesleğimiz olan inşaat müteahhitliğine devam ediyorum. 

Ankara Ticaret Odası’nın 18. Başkanı olarak, odanızın üye sayısını, faaliyetlerini, yani genel olarak bize ATO’yu tanıtabilir misiniz? 

Ankara Ticaret Odası, 140 bin üyesiyle Türkiye ekonomisi için en önemli kuruluşlardan biri ve başkentin ticaretine yön veren bir kurumdur… Biliyorsunuz, şirketlerin kayıt ve tescil işlemleri, terkin işlemleri, kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları alımlar öncesinde fiyat tahmin raporları hazırlamak, maliyet analizi yapmak, dış ticaret yapan üyelerimizin ihracat evrakları, nakliye ve TIR karnesi işlemlerini yapmak gibi rutin faaliyetlerimiz var. Asıl önemlisi, Ankara’nın kabuğunu kırması, bir marka şehir haline gelmesi, Ankaralı hemşehrilerimizin istihdam olanakları daha geniş, ekonomik ve sosyal refaha kavuşmuş bir kentte yaşamaları için yürüttüğümüz faaliyetler var. Örneğin kısa bir süre önce 90 kişiye uygulamalı girişimcilik eğitimi verdik. Kendi işini kurmak isteyen bireylere yönelik olarak bu eğitimler devam edecek.  Bunun dışında, iş arayan kişiler ile eleman arayan üyelerimizi bir araya getirdiğimiz bir İstihdam Ofisimiz var. Her yıl çok sayıda yurtdışı ve yurtiçi fuarlara katılıyoruz. Hükümetlere yol gösterici önerilerde bulunuyoruz. Üyelerimizi ilgilendiren yasaların çıkması ya da yasalarda değişiklik yapılması yönünde çalışmalarımız var.  

ATO’nun 2011 yılı hedefleri ve projeleri nelerdir? 

Önümüzdeki yıl için büyük hedeflerimiz ve çok sayıda projemiz var. Benim en çok önemsediğim projelerden birisi, Akyurt’ta yapılması planlanan uluslar arası kongre ve fuar merkezi… ATO olarak bu projenin 8 ortağından biriyiz. Hatta en büyük ortağıyız. Biliyorsunuz, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkent için açıkladığı projelerden birisiydi bu…  1 milyon 800 bin metrekarelik bir alan üzerinde kurulacak.  

Bu alan üzerinde çok büyük fuarlar yapılacak ve Ankara siyasi kimliğinin yanı sıra ticari bir kimlik de kazanacak. Fuar için başka şehirlerden ve ülkelerden gelecek katılımcılar sayesinde ticaret canlanacak. Oteller, alışveriş merkezleri ve restoranlara canlılık gelecek. Hatta bu alanlarda yeni yatırımlar yapılacak. Fuar stand tasarımı, fuar lojistiği gibi fuarcılık sektörüyle bağlantılı yeni sektörler doğacak. En önemlisi, istihdam artacak.

Bunun dışında, uluslar arası ölçekte bir alışveriş festivali yapacağız. Ekibimiz, festival hazırlıklarına başladı. 

Yine, Ankara’nın turizmine katkı sağlayacak bir başka projenin de hazırlıkları sürüyor. Tuluntaş Mağarası’nın restorasyonu ve turizme kazandırılması projesi…. 

ATO Başkanlığına gelmeden önce 12 yıl Başkan Vekilliği yaptınız. ATO’nun içinden biri olarak ATO’nun markalaşma konusundaki stratejilerini anlatır mısınız? 

Markalaşma konusu çok önemli…. Marka yaratmak, marka olmak ve marka kalmak bir yatırımdır. Marka, bir mal veya hizmetin kimliğidir. Bunun bilincindeyiz. Ve bu bilinci üyelerimize de kazandırmaya çalışıyoruz. ATO olarak markalaşma konusunda bugüne kadar çok sayıda seminer düzenledik. Bu seminerlerin gördüğü ilgi, üyelerimizin markalaşma konusunda bilinçlenmeye başladığını gösteriyor.

Bilindiği üzere tüm dünyada firmalar kurumsallaşarak markalaşmayı hedeflemektedir. Ayrıca bir firmanın ticari faaliyetine başladığı ilk duraklardan birisi de ticaret odalarıdır. Bu sebeple ATO olarak yeni ticari faaliyete atılacak olan firmalara markalaşma konusunda herhangi bir yönlendirme veya bilgilendirme yapıyor musunuz? Ve ATO bünyesindeki firmalarınıza ne gibi bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunuyorsunuz? 

Ticaret Odalarının markalaşma konusunda bir misyonu bulunmuyor. Markalaşma ciddi yatırım gerektiren bir projedir. Burada daha çok, şirket sahiplerinin markalarına yatırım yapma iradeleri söz konusu. Markalaşma çerçevesinde devletimizin çeşitli kurumlarının destekleri ve teşvikleri zaten söz konusu. Biz bunlar ek olarak markalaşma bilincinin artırılması yönünde faaliyetlerde bulunmamız gerekiyor. Bunun için toplantı ve seminerlerin yanı sıra danışmanlık faaliyetlerimiz elbette mevcut. Parasal destekleri ise devletimiz veriyor.  

Ülkemizde birçok firma ATO bünyesinde kayıtlı olduğundan marka tescil işlemini yaptırmaya gerek duymamaktadır. Sizce ticaret odalarından alınan unvan tescil işleminin koruyucu etkisi ne ölçüdedir? Bu hususta firmalara ne söylemek istersiniz? 

Yasaya göre aynı isim altında, aynı sektörde birden fazla sayıda firma faaliyet gösteremez. Bize tescil yaptırmak için gelen firmaların isim taleplerine bakarız. Aynı adı taşıyan bir firma mevcut ise ‘olmaz’ deriz. Bir örnek verecek olursak; Yosun Yapım Ltd. Şti. bize ticaret siciline kayıt olmak için geldiyse ve aynı adla başka firma varsa, ismi değiştirme talebinde bulunuruz. Ancak bu da yanlış anlaşılmamalı. Yosun adını alan binlerce firma değişik sektörlerde faaliyet gösterebilir. Bunda bir engel yok. Ancak, firma adının uzantısı dediğimiz iştigal konusu aynı olamaz. 

Siz sormadınız ama yeri gelmişken ben bir önemli noktanın altını çizmek istiyorum. Yasaya göre şirketler yabancı isim koyamazlar. Bize yabancı bir isimle başvuran şirketin yabancı ortağı varsa olabilir. Aksi halde isimlerinin Türkçe olması gerekir. Caddelerde yabancı isimlerle çok sayıda mağazaya rastlamanız sizleri yanıltmasın. O mağazaların şirketleri aslında Türkçedir, markaları ise yabancı olabiliyor. 

Markaların korunması ise bir başka konu… Firmalar isim konusunda ya da logo konusunda koruma istiyorlarsa, bunu Türk Patent Enstitüsü’ne tescil ettirmek zorundalar. Şahsen ben, işletmeleri için büyük yatırım yapan yatırımcıların isimlerini de koruma altına almaları taraftarıyım. Kötü niyetli kullanımların önünü ancak böyle alırız. 

Ülkemizde son dönemlerde marka şehir projelerinden söz edilmektedir. Bir Ankaralı olarak Ankara’nın marklaşma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Şehrin pazarlanması söz konusu olduğunda bir şehir birkaç önemli seçenek ile karşı karşıya kalır. Bu çerçevede 4 ana strateji mevcuttur. 1/İmaj pazarlaması (Örneğin Anadolu Kaplanları), 2/Çekicilik pazarlaması ( Örneğin; dünyanın en yaşanabilir kenti) 3/Altyapı Pazarlaması (Örneğin, Havalimanı, metro demiryolları ve otoyollar) 4/Kişi Pazarlaması (Örneğin; Atatürk, Hacı Bayram vs) İşte bu dört ana aksta bütün başlıkların altını doldurarak Ankara’yı marka şehir yapmak için yola çıkmamız gerekiyor. 

Bunun için yerel aktörler (Belediye Başkanı, Turizm Bürosu, Kongre Bürosu, özel sektör, seyahat acenteleri, mimarlar, ticaret ve sanayi odaları), bölgesel aktörler (Kalkınma ajansları, Ulusal aktörler (hükümet) ve uluslar arası aktörler bir araya gelerek bir takım çalışması yapmak zorunda. İşte marka şehir haline gelebilmenin en güç yanı da bu… Bütün aktörler bir araya gelmeden bir kentin pazarlanması mümkün olmuyor. Ankara’nın marka şehir haline gelmesini arzu ediyorsak hepimiz bir araya gelip irademizi ortaya koymamız lazım. 

ATO bünyesindeki tüm firmalar ayrı ayrı önem arz etmektedir. Fakat bunlardan bazıları kurumsallaşarak markalaşmıştır. Bu anlamda ATO’yu Nuh’un gemisine benzetecek olursak, bu gemide hangi markaları görmek istersiniz? 

Şunu söylemem gerekir ki bugün Türkiye’de marka olmuş çok sayıda ürünün sahibi olan şirketler Ankara’dan çıkmıştır. Örneğin Koç Grubu’nun ilk faaliyetleri ve şirketi Ankara’dadır. Vehbi Koç beyefendi tek başına bir Ankara markasıdır. Ankara Ticaret Odası’nın da en uzun süreli başkanlık yapan iki başkanından birisidir. Türkiye’nin bugün yurtdışında da büyük projelere imza atan işadamlarının çoğu da Ankara’dan yola çıkmışlardır. Dolayısıyla Ankara’nın markaları sanıldığından çok daha fazladır. Halen Ankara’da yola devam eden Eyüp Sabri Tuncer Kolonyaları, Nuh’un Ankara Makarnaları ile başlayan markalaşma sürecinde Ostim ve Siteler de Ankara markaları olarak öne çıkmıştır. Sonraki yıllarda Aselsan, TAİ, Türk Traktör gibi Ankara’nın önemli kurumları bu kervana katıldılar. Ancak ben gelecekte bazı önemli firmaların ve özellikle de hizmet sektöründeki bazı kurumların bu kervana katılacağı inancındayım. Örneğin Genpower, Yiğit Akü gibi markalaşma yönünde önemli atılımlar yapan firmalarımıza çok sayıda Ankara markasının ayak uydurmasını bekliyorum. 

İçeriği bakımından Türkiye’de bir ilk olan dergimizi nasıl buldunuz? Son olarak TR’de Marka dergisi okuyucularına ne söylemek istersiniz?

TR’de marka gerek içeriği gerekse görselliği açısından belli bir kaliteyi yakalamış bir dergi. Gerçekten tematik dergi olarak ülkemizde önemli bir eksiği dolduruyor. Ben, bu dergide yer almaktan gerçekten memnun oldum. Dergiye destek veren okurlar da ayrı bir övgüyü hak ediyor.

Yazar : TR'de MARKA Röportaj

Facebookda Paylaş

Diğer Tanıtım Konuları