Reklamcılık ve Markalaşmanın Tadı 3 6

REKLAMCILIK VE MARKALAŞMANIN TADI

Reklamcılık çok değişti. Hedef kitle değişince reklamcılıkta değişmek zorundaydı ve değişti. Ama hedef kitleye bakmadan, onu görmeden reklam yapan firmalar yaptıkları iletişimlerden geri dönüş alamayınca suçlu aramaya çıktılar. Suçu kimsede aramamaları lazım. Suç tam da kendilerinde çünkü. Değişimi takip edenler kazandı, diğerleri kazanamadılar. 

Reklamı anlamayan, reklamı lütuf olarak gören anlayış reklamı masraf olarak görüyor. Reklam “yatırımların yatırımı” aslında. 

Her ne yatırımı yapılıyorsa yapılsın reklam yapmıyorsanız yatırımı öksüz bırakıyorsunuz demektir. Öksüz kalan yatırımlar duygusuz kalıyor ve üretici olamıyor maalesef. Şunu anlamalıyız artık. Reklam duygu iletişimi için şart. Olmazsa olmaz. Hele bizim ülkemizde reklam yapmayan ürünün değer yaratması imkansız. 

Bu yolla değer yaratmaya başlayan ürünlerimiz marka yolcusu olabiliyorlar. Marka herkesin rüyası. Ama gerekeni yapmazsanız, gerekli donanıma sahip olmazsanız, doğru yerlerden akıl almazsanız rüya kabusa dönüşüveriyor. Kabusa dönüşen ürünleri her şehrimizde ve etrafımızda bolca görmüşüzdür. Kabus faturası anında kesiliveriyor çünkü. Firmaların harcadıkları büyük paralar anında çöpe gidiveriyor. Reçeteyi iletişim doktorlarında aramak lazım artık.

Türkiye’nin ve Anadolu’nun marka örneklerini çoğaltma zamanı gelmiştir. Çünkü potansiyelimiz çöpe gitmemeli. Marka çöplüğü olmaktan bıktık artık. Üretim faktörlerimizi hovardaca harcadık. Yeter artık. Bilgiye yatırım yapıp, konuşan, konuşturan, iletişim kuran, değer yaratan firmaları çoğaltmamız lazım. Yurdun her yerinde hem de. Sadece İstanbul merkezli marka kaynağı kimseye yetmez.

Firmalarımız kızgınlaşmaya başlayan rekabeti ve dinamiklerini öğrenmek zorundadırlar. Bu rekabet önce çalışanını müşteri olarak gör diyor. İç müşteri olarak adlandırılan tüm çalışanlara değer vermek ve onları köle olarak görmeden, hassas davranışları benimse diyor. 

Önce çalışan sonra dışarıdaki müşteri yani. Bunda da önce mevcut müşteriler sonra yeni müşteriler. Müşteriyi anlamakta bambaşka bir uzmanlık artık. Öyle genel araştırmalarda yetmiyor artık. Çünkü müşterinin davranışı içgörüye saklanmış durumda. Psikografik analizler söylemiyor içgörüyü. Sadece size söylenecek özel mesajlar içgörüde gizli. 

İçgörü nerede ya!

İçgörü müşterinin oturma odasında, arkadaş muhabbetinde, dost sohbetinde veya yemek masasında gizleniyor. Yani uzaktan bakmakla yakalanacak gibi değil, yakınına gelinmesi ve görülmesi ile elde edilecek pırlanta bilgiler içgörü.

Of ne zor değil mi?

Zor ama bir o kadar da tatlı. Tadı bambaşka. Güler yüzlü çalışanlar, yeni işgücü bulma potansiyeli, kredibilite gücü, satın alma kabiliyeti, say say bitmez. Zorluklar kolaylığa dönüşebilme gücüne sahip olur.

Bunun ilk dersi pazarlama ile satışı ayrıştırmada yatıyor. Pazarlama ile satışı ayrı yerlere koyabilirsek, reklamı, halkla ilişkileri, promosyonu, markayı, bütünleşik pazarlama iletişimini de daha net kavrayabiliriz. İşte o zaman tat daha da başkalaşır.

Yazar : Hüseyin ALTUNBAŞ

Facebookda Paylaş

Diğer Pazarlama Konuları